Ülkeden Haberler

Siyasi tutsak: Dışarıda siyasi hava sertleştikçe cezaevlerinde hak ihlalleri artıyor

 

İDRİS YILMAZ

VAN YÜKSEK GÜVENLİKLİ CEZAEVİ

VAN-Türkiye’de Cumhuriyetin kuruluşundan bu güne kadar, kurulan bütün hükumetlerin karşılaştığı ve bir türlü çözüme kavuşamayan Kürt sorunu,  günümüz koşullarında bile çözüme muhtaç bir ülke sorunu konumunda. Çeşitli dönemlerde çözüm vaatleriyle atılan adımlar zaman zaman yumuşak havanın oluşmasına yol açsa da, yaşanan bir takım anlaşmazlıklar en ağır anti demokratik uygulamaları ve acıları beraberinde getirdi. Yaşanan çözümsüzlüğün sonucu tutuklamalar aynı zamanda çatışmalarla birlikte meydana gelen ölümlerle Kürt sorunu sorunlar yumağına dönüştü. En son 2013 yılında PKK lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla başlayan ve “Çözüm Süreci” adıyla yeniden oluşan barış umudu, Urfa’nın Ceylanpınar ilçesinde 22 Temmuz 2015’te, polis memurları Feyyaz Yumuşak ve Okan Uçar’ın evlerinde kimliği belirsiz kişi ve kişilerce öldürülmesiyle son buldu.

Yaşanan bu olay, devletin çözüm sürecini bitirmesine dayanak yapılmıştı. Biten çözüm süreciyle birlikte yeniden alevlenen savaş politikalarını eleştiren akademisyen, yazar, gazeteci ve Kürt siyasetçiler yaptıkları eleştiriler nedeniyle çeşitli gerekçeler gösterilerek ceza evlerine atıldı-atılıyor. Dışarda yaşanan gelişmeler her gün farklı bir boyuta ulaşırken,  bizler içerde neler olduğuna ilişkin tutuklu Kürt siyasetçilerle iletişime geçtik. Mektup aracılığıyla ulaştığımız Kürt siyasetçilerden  (HDP PM ve DTK meclis üyesi) Senar Abi, duvarlar ardından yaşanan gelişmeleri kaygıyla izlediklerini ifade ederek,” dışarda siyasi hava sertleştikçe hak ihlalleri artıyor. Özelde Kürt tutsaklar ve muhalifler en ağır koşullara maruz kalıyor” açıklamasında bulundu.

‘TÜRKİYE TEK ADAMA DEĞİL GÜÇLÜ DEMOKRASİYE MUHTAÇTIR’

*Bir Kürt siyasetçi olarak Türkiye’de yaşanan gelişmeleri cezaevinde nasıl izliyorsunuz?

Çözüm sürecinin son bulmasıyla birlikte Demokratik Toplum Kongresi ‘nde (DTK) yürüttüğü çalışmaları gerekçe gösterilerek “örgüt üyeliği” suçlamasına maruz kalan ve üç buçuk yıldır Van Yüksek Güvenlikli Cezaevinde tutulan HDP PM üyesi Senar Abi, yaşanan gelişmeleri duvarlar ardında kaygıyla izlediklerini belirtti. Kürt siyasasetinin önünün tıkanması yıllardır Türkiye’de istikrarsızlığa yol açtığını, halen  bu politikalardan ısrar edilmesine anlam veremediğini ifade eden Abi, kedisine yönelttiğimiz soruya şöyle cevap verdi. “ Yerel seçimlerde Kürtler demokrasinin kilit noktası olduklarını açık bir şekilde kanıtladı. Halen Kürt siyaseti üzerinde uygulanan tasfiye politikaları Türkiye’ye sorun getirmekten başka bir amaca hizmet etmez. Ortadoğu’da yaşanan gelişmelerde görüldüğü gibi Türkiye’nin güçlü bir konuma gelmesi için halklarla demokrasi çatısı altında kenetlenmeye ihtiyacı vardır. Aksine Irak’ın Suriye’nin başına çullananlar yarın ülkenin iç meselelerini gerekçe göstererek, “Demokrasi getirmeye geldik” bahanesiyle Türkiye’nin başına çullanırlar. Bu yüzden kendi demokrasimizi kendimiz güçlendirmekten başka şansımız yok. Bu da halkları kucaklamak, adil ve eşit haklar sunmakla olur. Türkiye’nin iktidar partilere değil güçlü bir demokrasiye ihtiyacı var. Bu demokrasinin inşası için Kürt siyasetçiler üstlerine düşeni yaptı yapmaya devam edecektir. Maalesef yaşanan gelişmeler Türkiye’nin lehine değil aleyhinedir. Bu nedenle bir siyasetçi olarak gelişmeleri kaygıyla izliyorum”

DIŞARIDA SİYASİ HAVA SERTLEŞTİKÇE CEZAEVLERİNDE HAK İHLALLERİ ARTIYOR

*Yaşanan siyasal krizin cezaevi politikalarına etkisi oluyor mu?  Mahpusluklar arasında size yönelik özel uygulamalar var mıdır?

Dışarda siyasi hava sertleştikçe içerde baskı politikalarının arttığına dikkat çeken Abi,  “Kürt sorunundaki çözümsüzlüğün iz düşümü her alanda kendini gösteriyorsa cezaevlerinde daha fazlasıyla karşı karşıya kalıyoruz. İnsan onurunu zedeleyen çıplak ayakta sayım, telefonda tekmil verme tedavi hakları ihlali vb. birçok keyfi uygulamaya maruz kalmaktayız. Bu özellikle siyasi ve muhalif baskılara yapılmaktadır. Mevzuatta bize tanınan haklardan bile mahrumuz. Örneğin, bir çok deva evinde sohbet etkinlik gibi haklar tanınmıyor. Aile ziyaretlerinde tanıdığımız ailelerle selamlaşmamıza izin verilmiyor. Talebimiz olmamasına rağmen keyfi gerekçelerle birçok arkadaşımız ailelerinden kilometrelerce öteye başka illere sürgün ediliyor. Maddi durumu iyi olmayan aileler yıllarca çocuklarıyla açık ve kapalı görüş gerçekleştiremiyor. Kantin, hastane vb birçok haklarımız kısıtlanıyor. Ana dil ve diğer yabancı dillerde bize gelen mektup ve kitaplara el konuluyor. Hasta tutsakların tedavileri ağrı kesici ilaçlarla giderilmek isteniliyor. Açıkçası özelinde muhalif ve Kürt tutsaklar cezaevlerinde en ağır baskılarla karşı karşıya.”

DIŞARIDA UYGULANAMAYAN DENETİM CEZAEVLERİNDE UYGULANIYOR’

“Dışarıda kendi denetimine alma, isteyip yapamadığını cezaevinde yapma temel hedef olmuştur. Çeşitli yol ve yöntemlerle baskıcı uygulamalar kendisini gün be gün devam ettiriyor. Aslında cezaevlerinde bu uygulamayla şu mesaj verilmeye çalışılıyor. ‘Biz tutuklandıkça demokratik siyaseti ve kurumlarını sahiplenecek kimseyi bırakmamak. Kim özgürlük ve demokrasi talebinde bulunursa karşılığında cezaevine girmeyi göz önünde bulundurmalıdır’  mesajı veriliyor. Ancak binlerce yöneticisi, gençlik çalışanı, kadın hareketi, belediye başkanı, milletvekili ve eş genel başkanları tutuklanmasına rağmen demokratik siyaset alanı ve demokrasi özgürlük talepleri daha fazla haykırılmaya başlanılıyor. Türkiye’de hangi siyasal partinin bu kadar yöneticisi ve öncüsü tutuklanırsa üç gün ayakta kalamaz. Bizim en büyük avantajımız halkımızın politik düzeyi ve kendi mücadelesini sahiplenmesidir. Bu da bizlere güç ve moral kaynağı olmaktadır. Çünkü gerçek yalnızca hakkımızın doğruluğu ifade eden gözlerindedir! Bunları yapmasının sebebi pişmanlık siyaseti dayatma ve siyasete düşürmedir.”

 

‘ÇÖZÜM YARGI REFORMLARI DEĞİLDİR, ÇÖZÜM SİSTEMİN DEĞİŞMESİDİR’

 *Son süreçte yeni yargı reformu tartışmalarıyla birlikte bir takım demokratikleşme sinyalleri verilmeye başlandı. Ardında ifade özgürlüğü ve demokratik siyaset üzerinde yeni baskı politikaları devreye konuldu. Belediyelere kayyumlar, muhaliflere yönelik yeniden başlatılan tutuklama furyası vb. olaylar. Bu konularla ilgili değerlendirmeniz nedir?

Her türlü demokratik talebin terörize görüldüğü, her türlü ifade özgürlüğüne setlerin çektiği bir dönemde hangi yargı reformundan bahsedebiliriz. Esas mesele yargı reformlarında değildir. Sistemin kendisi sorumludur. Her şeyin tekleştiği, farklılıkların kabul görülmediği bir durum var önümüzde. Dolayısıyla toplumsal olarak ciddi bir kırılma var. Toplu duygu olarak birbirinden uzaklaşmayla karşı karşıyadır. Yeniden toplumsal bir sözleşme ve Ahlaki-Politik değerlerle yeniden buluşma olmalıdır. Yoksa yargıdaki reformlar sorunu kısa süreli çözse de, kalıcı olmayacağını belirtmek lazım. Bu nedenle toplum tarihsel kutsallıklarıyla yeniden buluşmalı ve inşa etmelidir. Bu kurumsal, siyasal, ekonomik, vicdani ve ahlaki yönüyle ancak mümkündür. AKP ve MHP ile ülkemizdeki Kürt sorunun çözülmesi, yeni demokratik açılımları beklemek beyhude bir durumdur. Son süreçlerde açığa çıkan demokrasi cephesi daha fazla büyüyerek AKP’yi zayıflattığı oranda böyle bir sürecin başlama koşulları oluşabilir. Çünkü Türkiye’de yaşanan, ekonomik kriz, işsizlik, hayat pahalılığı, özgürlükler dönemindeki bent, bölgeler arası ekonomik ve sosyal eşitsizliğin çözümü, Kürt sorunun demokratik ve siyasal çözümünden geçer. Bu da milliyetçi ve tekçi ideolojiyi taşıyan kesimlerle değil, ancak ve ancak demokrasi güçleriyle olacak bir durumdur. İstanbul seçimi bize bunun mesajını vermiştir. Herkesin kurtuluşu da buradadır. Bir belediye başkanı bir kentin sadece klasik belediyeciliğini yapmıyor. Aynı zamanda o kentin politik tercihi siyasal kültürel ve iradesel olarak temsiliyetini sağlıyor. Kayyumun özünde, şu mesaj veriliyor. “O kente ait hiçbir kültürü, siyaseti, sanatı, iradi tercihi kabul etmiyorum” anlamına gelmektedir. Tam anlamıyla demokratik siyasetin kanalları tıkatılmak isteniyor. Bununla beraber tutuklama ve gözaltılar bu perspektifin sonucudur. Önceden de Türkiye’de düşünen ve sorgulayan insanlar ve cezaevinde ya da sürgünlerde. Onun için yargı paketleri şimdiden “Dağ fare doğurdu.” meselesine dönüşmüştür.

*Sonuç olarak bir mesajınız var mı?

Martin Luther King’in bir sözü var, “İnsanın gerçek ölçüsü, güven anlamında değil, zorunlu ve sorunlu anlarda nerde durduğudur.”  Zor bir süreçten geçiyoruz. Ve demokratik çevreler bu zorluğun ortasında mücadele yürütmeye çalışıyor. Biz yani Kürtler mazlum bir halkız. Bütün saldırılara rağmen güzellikle özgürlük kavramımız başarıya ulaşacağına yürekten inanıyorum. Sevgi ve umut dolu insanlara sevgilerimle.

 

 

 

 

 

 

Bunları da beğenebilirsin