Ülkeden Haberler

Salgın bir yıl sürerse ekonomide ne olur?

Türkiye Ekonomi Politikaları Vakfı (TEPAV), korona virüsü salgının yıl sonuna kadar sürmesi halinde ekonomiyi nasıl bir tablonun beklediğini hesapladı… Buna göre en başta turizm ve kültür sektörünü kara bir tablo bekliyor. Gıda dışı sektörlerin tümü büyük bir daralmayla yüzleşmek zorunda. Devletin yoksullara aktarmak için de 428 milyar liralık bir kaynağı hazırlaması gerekiyor.
Corona virüsü salgını tüm dünyada kontrol altına alınabilmiş değil. Türkiye’de vaka sayısı hergeçen gün katlanarak artıyor. Tüm devletler, arka arkaya büyük bütçeli ekonomi paketleri açıklarken, Türkiye daha çok ödemeleri öteleme yoluna gitti. 3 aylık öteleme sonunda biriken başta kredi ödemeleri olmak üzere borçların nasıl ödeneceği büyük bir muamma….

Alınan kararlar sonucunda havayolu ile şehiriçi ve şehirlerarası ulaşım büyük oranda durdu. Eğlence yerleri, lokantalar, alışveriş merkezleri kapatıldı. Üstelik bu bu sektörler, özel tüketim harcamaları içinde öneml bir pay tutuyor. Örneğin, ulaştırma harcamalarının özel tüketim harcamaları içindeki payı yüzde 16, eğlence ve kültür harcamalarının yüzde 5,6, lokanta ve otel harcamalarının ise yüzde 7.9. Öte yandan mal ve hizmet ihracatının yaklaşık yüzde 11’i turizm gelirinden oluşuyor. Oysa turizm geliri de bıçak gibi kesildi.

KREDİ KARTI HARCAMALARI YÜZDE 31 AZALDI

Mart ayında reel kesim güven endeksi de hızlı bir düşüş gösterdi. Mart ayının son haftasında kredi kartıyla yapılan alışverişlerin değeri bir hafta öncesine kıyasla yüzde 31 oranında azaldı. Verisi mart ayı sonunda, nisan başında toplanan, TEPAV Perakende Güven Endeksi de sert bir düşüş sergiledi. Nisan ayının ilk yedi gününde bir yıl öncesine kıyasla elektrik tüketiminde yüzde 13 oranında düşüş gerçekleşti.

Daha önce salgının etkilerine ilişkin iki politika notu hazırlayan Türkiye Ekonomi Politikaları Vakfı (TEPAV) bu kez ‘Covid-19 Salgını Bir Değil Birkaç Çeyrek Sürerse Ne olur?’ isimli bir çalışma yaptı. Prof. Fatih Özatay ve Prof. Güven Sak tarafından yapılan çalışmada “Peki, reel ekonomide bir çeyrek değil, birkaç çeyrek sürecek bir ‘ani duruş’ ve bundan kaynaklanan bir resesyon varsa, ne yapmak gerekir?” sorusuna yanıt arandı. “Açıktır ki, küresel sistem, reel ekonomi kaynaklı ani duruşlar düşünülerek tasarlanmış bir acil durum müdahale mekanizmasına sahip değil. Hele reel ekonomi kaynaklı bu acil durum her yerde aynı anda gerçekleşiyorsa” tespitine yer verilen rapora göre Türkiye ekonomisinin önünde şöyle bir tablo duruyor….

EKONOMİ YÜZDE 38 DARALABİLİR

-Salgının 6 ay sürmesi halinde Türkiye ekonomisi yüzde 20, bir yıl sürmesi halinde yüzde 38 oranında küçülecek.

-En büyük kayıp turizm, lokanta ve oteller ile eğlence ve kültür sektörlerinde olacak. Turizm geliri sıfıra inerken, lokanta ve oteller ile eğlence ve kültür sektörünün gelirleri yüzde 90 oranında azalacak.

-Aynı şekilde kamu ve özel sektör dahil tüm yatırım harcamaları yüzde 70 azalırken, ulaştırmada yüzde 65, mobilya, ev ekipmanları ile ev bakım ve onarımında yüzde 50, giyim ve ayakkabıda yüzde 40, alkollü içkiler ve tütünde yüzde 15, gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 5 daralma olacak.

-Sağlık, haberleşme, konut, su, elektrik ve gaz sektörlerinde ise büyüme ya da küçülme beklenmiyor.

-Devletin tüketim harcamaları yüzde 20 oranında artacak.

KRİZ BİR YIL SÜRERSE KAYIP NE OLACAK?

Harcama Grupları Yüzde(%)

Gıda ve alkolsüz içecekler -5
Alkollü içecekler ve tütün -15
Giyim, ayakkabı -40
Mobilya, ev ekipmanı -50
Ulaştırma -65
Eğlence ve kültür -90
Eğitim -10
Lokanta ve oteller -90

Devletin harcamaları +20
Devletin yatırım harcamaları -70

İhracat (turizmi hariç) -35
Turizm gelirleri 0
İthalat (enerji ve turizm hariç) -35
Enerji ithalatı -50

GSYH -38

AİLELERE AYLIK 2 BİN LİRA DESTEK ÖNERİSİ

TEPAV’ın çalışmasında, salgın nedeniyle ekonomi alanında küresel düzeyde alınacak önlemlere ihtiyaç olduğu vurgusu da yapıldı.

Krizin uzun süre devam etmesi halinde ciddi sıkıntıya düşecek ailelere aylık iki bin lira nakit desteği verilmesi önerilen çalışmada ayrıca işgücünün yüzde 80’nin çalışamayacağı düşünülerek ve salgın öncesindeki işsizler de dikkate alınarak yapılan hesaplamaya yer verildi.

Buna göre ortalama aylık 2 bin lira yardımın 3 aylık maliyeti 2019 yılı milli gelirinin yüzde 3,3’ünü, 6 aylık maliyeti yüzde 6,6’sını, 9 aylık maliyeti de yüzde 10’unu oluşturacak.

2019 milli geliri 4 trilyon 280 milyar lira olduğu dikkate alındığında böyle bir ödeme için iktidarın 428 milyar lira civarında kaynak bulunması gerekiyor. Üstelik bu gidere işletmelerin kaynak ihtiyaçları ile elektrik, su gibi fatura ötelemeleri de dahil edilmedi.

KISA VADELİ DIŞ BORÇ NASIL ÖDENECEK?

Çalışmada, Türkiye’nin kısa vadeli (1 yıllık) dış borcunun 172 milyar dolar olduğuna da dikkat çekilerek, şu yorum yapıldı:

“Bu durumda, Türkiye gibi kısa vadeli (önümüzdeki bir yıllık dönem için) 172 milyar dolar dış borç ödemesi olan bir ülkenin ne yapabileceği açıktır. Önce ‘yerel’ çerçevede bakalım. İlk olarak, vadesi gelen yükümlülükleri yerine getirebilmek için ABD doları sağlayacak swap anlaşmalarına ihtiyaç vardır. Ancak, hem ABD Merkez Bankası’nın (Fed) hem de IMF’nin Türkiye’ye sağlayabilecekleri olanağın -Fed teminat cinsini esnetmez ve IMF de 2017 ortalarında tartışmaya açtığı mekanizmayı bir an önce hayata geçirmez ya da geçirse bile o gün geçerli olan çerçeveyi güçlendirmezse- sınırlı olacağı görülmektedir.

Salgında 5 milyon kişi işsiz kaldı, sayı artabilir

Bu durumda hem swap olanağının sınırlı olabileceği hem de salgının uzun sürmesi halinde döviz ihtiyacının fazla olacağı dikkate alındığında hareket kabiliyeti ortadan kalkmaktadır. Bütün borçlar zaten TCMB bünyesindeki dış borç kütüğüne kaydedilmektedir. Krizin bir kaç çeyrek süreceğinin anlaşılması üzerine TCMB ve Hazine’nin ülkenin tüm dış borç ödemelerini üstlenmesi, bu amaçla tek elden tüm kreditörlerle görüşmelere başlaması ve de tüm ödemelerin ileriye doğru atılması suretiyle kendiliğinden yeniden yapılandırılmasından başka bir yerel çare kalmamaktadır. Buna iyi ya da kötü değil, zaruri bir adım olarak bakmak gerekmektedir.

Buna karşılık, TCMB’nin/Hazine’nin üstlendiği dış yükümlülükler kadar ilgili şirketlerden imtiyazlı hisse senedi (preferred stock) ya da hisse senedi ile değiştirilebilir tahvil edinmesi ve belli bir dönem sonra bunların hisse senedine dönüştürülerek halka arzı düşünülebilir.

MERKEZ’İN REZERV DÜZEYİ YETMİYOR

Elbette TCMB’nin mevcut rezerv düzeyinin ya da yakın gelecekteki olası rezerv düzeyinin böyle bir operasyona yetmeyeceği açıktır. Ya da az önce değindiğimiz gibi hem Fed’in mevcut swap koşullarının değiştirilmesi hem de IMF’de vaktiyle tartışılan ama hayata geçirilmeyen mekanizmaya benzer bir mekanizmayla swap olanağının sağlanması için salt yerel çabalar yeterli olamaz. İşte bu nedenle küresel işbirliği arayışı içinde olmak ve mevcut arayış sürecine destek

vermek ayrıca önem taşımaktadır. Kaldı ki çok sayıda gelişmekte olan ülke bu sorunla şu ya da bu ölçüde karşı karşıyadır. Bu nedenle, uluslararası ödemeler sisteminin işleyişinde büyük bir kırılmaya yol açmadan bu dönemi aşabilmek için, yeni bir küresel işbirliği mekanizması tasarlamak şarttır.”

 

Bunları da beğenebilirsin